PROJE HAKKINDA

NEDEN “SİZ”?
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (2004) ve Kyoto Protokolü’ne (2009) taraf olmasını takiben, yakın dönemde hızlanan politika oluşturma süreçlerinde, STK’lar yeterince ve topyekün bir duruş sergileyememektedir. Bu durum, bir yandan Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği ile mücadeledeki yerini belirsizleştirmekte, öte yandan iklim politikalarında katılımcılığının yetersizliğini gündeme getirmektedir. Sivil toplum kuruluşları farklı yöntem ve arayışlarla konumlarını güçlendirmek durumundadır.

Türkiye’de iklim değişikliği ile mücadelede toplumun ilgili kesimlerinin sorumlulukları net olarak tanımlanabilir. Kamu kuruluşları (merkezi ve yerel/bölgesel düzeyde) ulusal mevzuat ya da uluslararası taahhütler çerçevesinde yetkilendirilmekte ve bu yönde görevlerini yakın dönemde şahit olunan yoğun aktiviteleri ile yerine getirmektedir. Özel sektör, iklim değişikliği ile mücadelenin önemini rekabet unsurları açısından algılamış durumdadır. Sivil toplum kuruluşları ise henüz belirgin bir ortak tutum içinde değildir. Bu durum, bir yandan Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği ile mücadeledeki yerini belirsizleştirirken, öte yandan iklim politikalarının katılımcılığının/demokratlığının ve sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına zemin oluşturmaktadır. Her ne kadar STK’ların birçok faaliyeti doğrudan ya da dolaylı olarak iklim değişikliği ile ilgili olsa da, özellikle hak temelli STK’ların topyekûn bir duruş sergilemesine ve böylece politikaların bütününü etkilemesine olan ihtiyaç sürmektedir.

  1. Sivil Topluma Biçilen Rol Yeterli mi?

    Hâlihazırda, iklim değişikliği ile mücadelede, politika geliştirme ve karar alma süreçlerinde daha çok doğa koruma alanında öteden beri aktif olan bir kaç sivil toplum kuruluşu yer alabilmektedir. Türkiye’de iklim değişikliği ile ilgili politikaların uygulanmasında sorumluluk ağırlıklı olarak kamu kuruluşlarında olup, buradaki görev paylaşımının, iklim değişikliği ile mücadele alanının genişliği dikkate alındığında henüz istenilen düzeyde olmadığı bilinmektedir. Ülke çapında bakıldığında, STK’lara iklim değişikliği alanında daha çok“kamuoyunda farkındalık yaratma” noktasında rol biçildiği görülmektedir. Esasen sivil toplum kendine özgü net bir politika belirleyememektedirler.

    STK’lar görüşlerini rahatlıkla iletebilseler dahi, ülke genelinde karar alma mekanizmalarında yönetişimin, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin etkin işletilememesi gibi sıkıntılarla bu görüşlerin son kararlara (stratejilere, eylem planlarına ya da mevzuata vb.) yansıması sağlanamamaktadır. Bu durum, devlet kurumlarının STK’lara yönelik olarak bir nevi “pasif dışlayıcı” tavrı ile açıklanabilir.

    Görünen odur ki, iklim alanında siyasal-yasal-kurumsal karar verme süreçlerinde sivil toplumun etkisizliği, bu mücadelede sivil alandan yapılması gerekenleri engellemekte, dolayısıyla alternatif politikaların üretilmesi sağlanamamaktadır. Neticede sivil toplum, daha çok reaktif politikaları tercih etmektedir. Oysa onlardan iklim mücadelesinde beklenen yol göstericiliği, yaratıcılığı ve sorgulayıcılığı bir arada içeren proaktif politika ve programlarla, özgün duruşlarıyla hareket etmeleridir. Sivil politikalarını kamuoyuyla paylaşarak ‘iklim yönetişimi’nin içinde aktif yer almalıdır.

    Çünkü; iklim değişikliği ile mücadelenin yalnızca devletin görevi olmadığı, sivil topluma bu alanda başta farkındalık yaratmak olmak üzere, politika üretmek, katılım mekanizmalarını güçlendirmek vb. üzere çok önemli görevler düştüğü dikkate alındığında; bu görevlerin bugüne kadar çevreci örgütlere ithaf edilmiş olan “devleti tamamlayıcılık” rolü yeterli değildir. Böyle bir rol sivil toplumu; politika yapım sürecinin içine değil, aksine dışına yerleştirmekte ve karar alma süreçlerine değil, ‘kararların uygulanmasına katılım’a işaret etmektedir. Oysa, iklim değişikliği ile mücadelede başarılı olabilmek için en somut ve geçerli yol; halkın, iklim değişikliği ile günlük yaşam alışkanlıkları ve geçim kaynakları arasında bağlantı kurmasını sağlamaktır. Böylesi bir toplumsal stratejinin ana aktörü doğal olarak sivil toplum olacaktır. Bu durum, kamu politikalarına da doğrudan destek sağlayacak ve uygulamaların önünü açacaktır.

    Bu noktada başta halkın örgütlü temsilcileri olan STK’ların ve halka yüz yüze hizmet veren yerel yönetimlerin iklim değişikliği alanındaki politikalarına dahil ve müdahil olmaları önemlidir. Yerel yönetimlerin iklim mücadelesi alanında konumları ülkenin yerinden yönetim politikaları ve kentleşme eğilimlerine bakıldığında da ayrıca önemlidir. Bugün Türkiye’de Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi – ADNKS verilerine göre, 2010 yılında kentlerde 52,3 milyon kişi yaşamakta olup kentleşme oranı % 71, kentleşme hızı ise % 2,9’dur (Ülke nüfusu, 2010 sonu itibariyle 73 milyon 722 bin 988 kişidir. Yıllık (2010) nüfus artış hızı ise binde 15,88’dir,TÜİK).Türkiye’de nüfusun yaklaşık% 75’i kentlerde yaşamaktadır. Bu durum, iklim değişikliği ile mücadelede özellikle yerel politikalara odaklanmayı gerektirmektedir. Fakat bugün itibariyle, iklim değişikliği ile ülke çapında mücadelede yerel uygulamaları öne çıkaran ve süreklilik arz eden politikalardan ve programlardan bahsetmek için henüz erkendir.

    Son dönemlerde bazı büyükşehir belediyeleri bu konuda aktif çalışmakla beraber, bu faaliyetler daha çok sera gazı azaltım konularında yoğunlaşmış olup, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama faaliyetleri yetersizdir. Belediyeler iklim değişikliği ile ilgili projelerini daha çok özel sektör kesimi ile birlikte gerçekleştirmektedir; sivil toplum kuruluşlarıyla henüz anlamlı ve sürekli ortaklıklar kuramamışlardır. Oysa iklim değişikliği ile mücadelede STK’ların yerel yönetimler ile işbirliği ve eşgüdüm halinde çalışmaları, farkındalık yaratmayı ve eğitim/kapasite artırma faaliyetlerinin kamuoyuna maledilmesini kolaylaştıracaktır.

    Atık yönetimi, su kaynaklarının yönetimi, enerji verimliliği, doğal afet yönetimi, kent içi ulaşım, kentsel dönüşüm, yeşil alanlar, kır-kent bağı, kent ekonomisi gibi yerel yönetimlerin sorumluluğunda ve çalışma alanında olan kentsel hizmetlerin iklim değişikliği ile mücadele bakışıyla ve daha da önemlisi sivil katılımcı bir anlayışla ele alınmasının, yaklaşmakta olan yerel seçimler de dikkate alındığında belediyelere ayrı bir motivasyon kazandıracağı görülmektedir.

    İklim değişikliği ile mücadelede sivil topluma verilen misyon sadece bilinçlendirme (tüketim kalıplarının değişmesi vb) ya da eğitim faaliyetleriyle sınırlandırılmamalıdır. Bu durum STK’ların alternatif faaliyetler üretmesini zorlaştırmaktadır. STK’ların bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri yapmaktan öte, temel politikalara yön vermeleri, daha da önemlisi kendi özgün politikalarını belirlemeleri ve bunları ülke politikaları ile yoğurmaları gerekliliği vardır. Sivil toplumun hükümetin /hükümetlerin iklim politikalarını eleştirmeleri ve bu konuda reaktif tutum izlemeleri, mücadelenin sadece bir parçasıdır ve bugüne kadarki deneyimler Türkiye’de bunun yeterli olmadığını göstermiştir. Bu açıdan, sivil toplumun kendi yapısının da bu alanda güçlenerek öne geçen (proaktif), yapıcı hatta bazı hususlarda karar vericilere yol gösterici bir duruş sergilemesi lazımdır.

    Özetle, STK’ların iklim değişikliği ile mücadele araçlarını sadece “politikaları tamamlama” ya da “politikalara karşı olma” olarak anlamak – ki bugüne değin yapılan budur – sivil toplumun katkısını sınırlandırmıştır. Bu da sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği ile mücadele alanındaki hayati işlevlerini yerine getirebilmesi için bir pozisyon belirlemesini, yoluna stratejik ve programlı bir yaklaşımla devam etmesini ve bu yönde eylem alanları oluşturmasını akla getirmiştir.

  2. Sivil Toplumun Farkındalık ve Kapasitesinin Gelişmesi İhtiyacı

    Sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği alanında alternatif politikalar üreterek uygulamalara dahil olması, doğal olarak kendi kapasitelerinin güçlendirilmesini gündeme getirmektedir. Genel bir değerlendirme yapıldığında, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği alanında:
    i ) bilgiye erişiminin zayıf olduğu,
    ii) bilgiyi temin etse bile analitik değerlendirme yapma gücünün zayıf olduğu,
    iii) kendi aralarında ve diğer paydaşlarla stratejik bir iletişim ve işbirliğinin olmadığı bilinen tespitlerdir.

    Bu durum, küresel, ulusal ve yerel arasındaki ilişkiyi güçlendirmek için sivil toplumun kendi arasında belirgin/görünür bir dayanışmaya olan ihtiyaca önemle işaret etmektedir. 

  3. Sivil Toplumun Birbirleriyle ve Diğer Paydaşlarla Ortaklık Stratejisi

    Son dönemlerde iklim alanında ulusal düzeydeki STK’ların bir araya gelme girişimleri başlamış olmakla beraber, bu girişimler yerel ile bağ kuramamakta, daha çok büyükşehirlerde yıllardır örgütlü olan güçlü STK’lar arasındaki beraberlikler olarak kalmaktadır. Oysa yerel düzeyde birçok sivil toplum oluşumu, yurttaş inisiyatifleri ve aktivistler iklim değişikliği ile mücadelede öncelikli alanlarda (enerji, ulaşım, tarım, sanayi, atık, vb.) zaman zaman faaliyette olup, seslerini duyurmaya çalışmaktadır. Bu faaliyetlerin ulusal iklim değişikliğinin politikaları ile bağının kurulması, yerellerin ulusal düzeydeki STK’larla işbirliği ile mümkün olabilecektir.

    Mevcut durumda sivil toplum, iklim değişikliği ile mücadelede toplumun diğer kesimleriyle (merkezi ve yerel kamu kuruluşları, özel sektör, bilim camiası, siyasi partiler vb.) verimli, etkin ve sürdürülebilir bir işbirliği içinde değildir. Yukarıda belirtildiği üzere, kamu kuruluşlarıyla olan ortaklıklar daha çok eğitim alanına odaklanmaktadır. Özel sektör ile yapılan ortaklıklarda STK’ların bakışı daha çok, özel sektörü finansman katkısı sağlayan paydaş olarak görme şeklindedir. Sivil toplumun, özel sektörle iklim alanında politika oluşturma, iyi uygulama vb gibi konulardaki beraberlikleri ya da gerektiğinde reaktif yaklaşımları sınırlı kalmaktadır. Bir başka konu da, sivil toplum, özel sektörle işbirliğini etik açıdan değerlendirmekte ve çoğu noktalarda bu tür ortaklıklara yaklaşmamaktadır. 

  4. Neden Sivil İklim Zirveleri (SİZ)?
    STK’lar kendi içlerinde ortak tutumlarını belirlerken, iklim değişikliği ile mücadele alanında yer alan her toplumsal kesim ile istişare etmelidir. Bu istişare ortamları belirli önceliklerde ve zaman aralıklarında olmalıdır. Sivil toplum, iklim değişikliği gibi toplumun hemen her kesimini ilgilendiren ve kapsamı oldukça geniş olan bir konuda, sağlıklı kararlar alınabilmesi için çalışmaları belirli programlar dahilinde yürütmelidir.. Bu açıdan sivil toplum camiasının tutumunu her yıl farklı politika alanını/alanlarını ele alarak ilgili paydaşlarla ile birlikte belirlemesi uygun görülmüştür. Sivil İklim Zirvelerinin (SİZ’ler) Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında her yıl Kasım-Aralık ayları içinde yapılan Taraflar Konferansları’ndan (UNFCCC COPs) önce düzenlenmesi öngörülmüş olup, bu zirvelerin çıktıları olacak sivil toplum politikalarının bu konferanslardan önce başta kamu kuruluşları olmak üzere, tüm kamuoyuyla paylaşılması planlanmıştır. Bu süreçlerdeki tüm çalışmalar, sivil toplumun kapasitesinin artırılmasını sağlayacağından COP toplantılarında Türkiye’nin sivil toplum camiasının etkin ve anlamlı bir rol almalarına da destek olacaktır.   
  5. PROJE AMACI
    Küresel Denge Derneği’nin Tüketiciyi ve İklimi Koruma Derneği (Tüvik-Der) ile birlikte yürüteceği “Sivil İklim Zirvesi/SİZ 2013” başlıklı bu projede temel amaç; Türkiye’deki sivil toplumun “iklim yönetişimi”nde temsiliyet güçlerinin artarak daha etkin rol almalarının yolunu açmaktır. Proje, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği ile mücadele alanındaki rollerini ve sorumluluklarını açığa çıkarmak ve bu yolla ülke çapında sivil bir farkındalık yaratmaktır. Projede birleştiricilik esastır. Bu çalışmada Türkiye’de iklim değişikliğiyle ile mücadelede yerel politika alanlarında sivil toplumun tutumunu ve eylem önceliklerini belirlerken, bu alanda çalışan STK’ların kendi içlerinde ve diğer paydaşlarla iletişimlerini/işbirliklerini katılımcı yaklaşımlarla güçlendirmek hedeflenmiştir. 
  6. PROJE HEDEFİ
    Proje kapsamında, bu yıl içinde Türkiye’de ilk defa düzenlenecek ve ulusal/bölgesel/yerel düzeylerde çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeyi hedefleyen Türkiye’deki ilk Sivil İklim Zirvesi’nin (SİZ) yapılması planlanmaktadır. Zirve’nin sonucu olarak; sivil toplum kuruluşlarının iklim değişikliği politikaları içinde sivil toplumun rolleri, sorumlulukları ve bu politikalara bakışlarını tanımlayan bir “Ortak Tutum Belgesi” hazırlanması hedeflenmektedir. STK’ların katkıları ve deneyimlerinin, Proje sonunda gerçekleşecek olan ‘Sivil İklim Zirvesi’nde kamuoyu ile paylaşılmasını ve yayınlanacak ‘Ortak Tutum Belgesi’ne yansıtılmasını takiben, tüm proje sürecinde olgunlaşan birikimin de hedef kitleye ulaşması sağlanacaktır. STK’ların iklim projelerinin çeşitlenmesine ve özellikle yerel düzeyde sayılarının artmasına yol açan bu süreç, gelecekte bu alanda çalışacak sivil oluşumların kapasitelerinin güçlendirilmesi açısından ayrıca önemlidir. 
  7. PROJE ODAĞI

    2013 yılının, yeni kurumsal yapılar ve önemli yasal düzenlemeler (kentsel dönüşüm, bütünşehir yasası vb.) açısından yerel yönetimlerin aktif bir süreç olması, ya da yerel seçimlerin 2014 Mart ayında yapılacak olması gibi faktörler dikkate alındığında, Projede, STK’ların bu yöndeki yaklaşımlarının öne çıkarılarak yerel iklim değişikliği mücadele politikalarına odaklanılması kararlaştırılmıştır.

    Dolayısıyla, gelecek yıllarda sivil inisiyatifle periyodik olarak tekrarlanması öngörülen SİZ’lerin, bu yılki alt başlığı “Yerel Yönetim Politikaları ve İklim Değişikliği” olarak belirlenmiştir. Birinci “Sivil İklim Zirvesi (SİZ)” ile yerel yönetimlerin iklim değişikliği ile mücadele politikaları ve uygulamaları da dikkate alınarak, sivil toplumun yerel düzeydeki iklim yönetişimi mekanizmalarına katılımına ışık tutulacak ve lobi alanlarına işaret edilerek belirlenen ortak tutum kamuoyu ile paylaşılacaktır.

    STK’ların iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik çalışmalarında başta kendi aralarında olmak üzere, yerel yönetimler ve diğer ilgili paydaşlarla işbirliklerini güçlendirmek için paydaşlar arası iletişimi desteklemek önemlidir.

    Projede, doğrudan iklim çalışan ya da çalışmaları dolaylı olarak iklim değişikliği ile mücadele alanına giren ve özellikle yerel uygulamalarını yapan STK’lar ile yereldeki kilit paydaşlarla bir arada çalışılacak, yerel ilgi gruplarının ve temsilcileri olan vatandaşların talepleri azami şekilde dikkate alınacaktır. Bunu sağlamak için Zirve öncesi yerel sivil örgütlerle bir hazırlık toplantısı yapılacak; bu toplantıdaki ve Zirve’deki tartışmalara zemin oluşturması amacıyla teknik raporlar üretilecektir (İD Sivil Paydaş Analizi, Yerel Yönetim Politikaları ve İklim Değişikliği ile ilgili Raporlar).


KÜRESEL DENGE DERNEĞİ, Haziran 2013