Yerel Yönetimlerin  İklim Değişikliği ile Mücadelede Rolü Raporu

Yerel Yönetimlerin
İklim Değişikliği ile Mücadelede Rolü Raporu

Raporun sonuç kısmı aşağıda paylaşılmış olup, raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız!

 

Türkiye, 1992’de karara bağlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne 2004 yılında, 1997’de karar bağlanan Kyoto Protokolü’ne 2009 yılında 180’den fazla ülkenin ardından taraf oldu. Sözleşme’de “Yeryüzü iklimindeki değişikliğin ve bunun zararlı etkilerinin insanlığın ortak kaygısı olduğunu kabul etmesine” rağmen süreçte aktif olarak yer almadı ve Protokol çerçevesinde bağlayıcı herhangi bir yükümlülük almadı.

Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda çabası İklim Değişikliği Strateji Belgesi-2010 ve İklim Değişikliği Eylem Planı-2011 gibi iki belge çıkarmakla sınırlı kaldı. Bu belge ve planda hiçbir sera gazı azaltım yada sınırlama hedefi koymadı.

Genel düzeyde hedef koymayan Türkiye, 1990 yılına göre 2011’de sera gazı emisyonlarını %124 arttırdı.  Bu artışta enerji, konutlar, sanayi, ulaşım, atık gibi sektörler de rol aldı. Emisyon azaltımında uyguladığı politikalara paralel olarak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uyum için Kasım 2011’de “Ulusal İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı” hazırlamasına rağmen bu belgenin gereklerini yerine getirmediği gib, etkili uygulama örneklerini hayata geçirmedi.

Türkiye’nin ulusal düzeyde bir sera gazı azaltımı için hedef almaması, bunun için gerekli mevzuatı oluşturmaması, mevzuatı hayata geçirmek için programlar ve finansal, teknik ve yapısal araçlar oluşturmaması neticesinde uygulamaları da sınırlı kaldı.

Bu durum, yerel yönetimlerin iklim politikalarında da belirleyici olsa da, yukarıda da açıklandığı üzere, belediyeler mevcut yerel yönetimler mevzuatı çerçevesindeki görevleri ve sahip olduğu yetkileri ile iklim mücadelesi yapabilir ve bu alanda çeşitli fırsatlar elde edebilir, iklim değişikliği konusunda hedef koyabilir, belediye ile ilgili iklim kararları alabilir, değişik araçlar oluşturarak (katılımcı araçlar vb) uygulamalar yapabilir.

Kopenhag Uzlaşması ile 140’dan fazla ülke sera gazı azaltım, sınırlama yada gönüllü projeler için bildirimde bulunurken, Türkiye herhangi bir taahhüt vermekten kaçındı. Bildirimde bulunan ülkelerde bulunun yerel yönetimlerin bir kısmı iklim değişikliği konusunda ülke politikalarını hayata geçirirken, bazı ülkelerde yerel yönetimler sorunun ciddiyeti karşısında daha ciddi adımlar atmayı yurttaşlarına taahhüt ettiler. Artık dünyada bir çok ülkede yerel yönetimler açısından iklim değişikliği ile ilgili hem azaltım hem de uyum eylem planları yapmak genel politika haline gelmiştir.

Bugün gelinen noktada, iklim değişikliğine karşı ekonominin karbonsuzlaştırılması, alışılagelen fosil yakıt ekonomisine göre farklılıklar içermektedir. Ekonominin karbonsuzlaştırılması için oyuncuların hepsinin katılımı ve oluşan kararın ortak hayata geçirilmesi gerekiyor. Hükümetler, yerel yönetimler, iş dünyası, bilim camiası, sivil toplum örgütleri ve en önemlisi yurttaşı da içeren bir çözüm modeli dünyada hızla uygulanmaya çalışılıyor. Katılımcılık sürecinde bugün sivil toplum kuruluşlarının katılmasında da öte, uygulamalar yurttaş olan bireyi da katacak mekanizmalarla örgütlenmektedir. Sürecin başarısı için yurttaşın katılımını arttıracak bilgiyi arttırma, tartışma araçları oluşturma gibi pek çok konularda süreci güçlendirilecek yatırımlar yapılmaktadır.

Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda politikaları hayata geçirmemesi kadar, geniş ve çok katılımlı bir yapıya dair süreçleri örmemesi de önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Ancak ülkede Haziran 2013’de yükselen toplumsal hareket, zannedilenin aksine kent ve doğa sorunlarına karşı toplumda önemli bir hassasiyetin olduğunu ortaya çıkarmıştır. İklim değişikliği ile mücadele için emisyon azaltımı konusunda ulusal bir hedefin konulması ve bu hedef için gerekli altyapının hazırlanması ne kadar önemli ise, süreçte zaman kaybetmemek için yerelde de yönetimlerin benzer adımları atması oldukça önemlidir. Yerelde böylesi bir süreç için toplumsal talebin oluşmasına temel teşkil edecek katılım mekanizmalarının geliştirilmesi gerekir ve bu, sürecin başarısı için gerekli en önemli adımdır.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir